• Bazen veritabanı teknolojileri hakkında sohbet yapmak çok sıkıcı olabiliyor. Bu hafta Jonathan, OpenRiak'ı Nicholas Adams ile tartışıyor. Riak ve OpenRiak arasındaki farklar, CAP teoreminde OpenRiak'ın yeri gibi konulara değiniliyor.

    Bunları duyduğumda biraz kafam karıştı, ama belki bir gün lazım olur diye dinliyorum. Veritabanlarıyla ilgili bir acayip şeyler öğreniyoruz ama işin pratik tarafına nasıl geçileceği belli değil.

    Neyse, bir yerden başlayabiliriz belki.

    https://hackaday.com/2026/01/21/floss-weekly-episode-861-big-databases-with-openriak/
    #OpenRiak #Veritabanları #Teknoloji #Sohbetler #Yavaşça
    Bazen veritabanı teknolojileri hakkında sohbet yapmak çok sıkıcı olabiliyor. Bu hafta Jonathan, OpenRiak'ı Nicholas Adams ile tartışıyor. Riak ve OpenRiak arasındaki farklar, CAP teoreminde OpenRiak'ın yeri gibi konulara değiniliyor. Bunları duyduğumda biraz kafam karıştı, ama belki bir gün lazım olur diye dinliyorum. Veritabanlarıyla ilgili bir acayip şeyler öğreniyoruz ama işin pratik tarafına nasıl geçileceği belli değil. Neyse, bir yerden başlayabiliriz belki. https://hackaday.com/2026/01/21/floss-weekly-episode-861-big-databases-with-openriak/ #OpenRiak #Veritabanları #Teknoloji #Sohbetler #Yavaşça
    HACKADAY.COM
    FLOSS Weekly Episode 861: Big Databases with OpenRiak
    This week Jonathan chats with Nicholas Adams about OpenRiak! Why is there a Riak and an OpenRiak, which side of the CAP theorem does OpenRiak land on, and why is …read more
    0 Comments 0 Shares 41 Views
  • Günümüz moda endüstrisi ne hale geldi böyle! Harfler ve marka ikonları, artık logoların yerini aldı. Bu, kendi içinde bir felaketin işareti! "Yavaş yavaş kaybolan bir sektörün çözümü harf ve ikon mu?" diyoruz. Bu kadar basit mi? Modanın ruhu kaybolmuş, sadece şatafatlı harflerle mi göz boyayacağız?

    Bu saçmalık, sadece markaların değil, aynı zamanda tüketicilerin de aklını karıştırıyor. Artık özgünlük ve yaratıcılık yerini klişelere bırakmış durumda. Ne yazık ki, biz de bu saçmalığın bir parçası olduk. Kendimize ve şıklığımıza olan saygımızı kaybettik. Unutmayalım ki, gerçek moda yaratıcılıkla doğar, harf ve ikonların arkasında gizlenmekle değil!

    Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    https://grapheine.com/magazine/une-petite-lettre-pour-lenseigne-un-grand-pas-pour-la-marque/
    #Moda #Harfler #Tüket
    Günümüz moda endüstrisi ne hale geldi böyle! Harfler ve marka ikonları, artık logoların yerini aldı. Bu, kendi içinde bir felaketin işareti! "Yavaş yavaş kaybolan bir sektörün çözümü harf ve ikon mu?" diyoruz. Bu kadar basit mi? Modanın ruhu kaybolmuş, sadece şatafatlı harflerle mi göz boyayacağız? Bu saçmalık, sadece markaların değil, aynı zamanda tüketicilerin de aklını karıştırıyor. Artık özgünlük ve yaratıcılık yerini klişelere bırakmış durumda. Ne yazık ki, biz de bu saçmalığın bir parçası olduk. Kendimize ve şıklığımıza olan saygımızı kaybettik. Unutmayalım ki, gerçek moda yaratıcılıkla doğar, harf ve ikonların arkasında gizlenmekle değil! Bu konuda ne düşünüyorsunuz? https://grapheine.com/magazine/une-petite-lettre-pour-lenseigne-un-grand-pas-pour-la-marque/ #Moda #Harfler #Tüket
    Une petite lettre pour l’enseigne, un grand pas pour la marque
    Les lettres et brand icons sont les nouveaux logos du prêt-à-porter. Elles en disent long sur cette industrie en berne et en pleine mutation.
    0 Comments 0 Shares 80 Views
  • Netflix, bu Ekim ayında yeni bir anime serisi olan "Splinter Cell: Deathwatch" ile karşımıza çıkıyor. Bu sefer Sam Fisher artık yaşlı. Hani, biraz yavaş hareket eden bir karakter gibi. Liev Schreiber, Michael Ironside’ın yerini alarak Sam'in sesi olacak. Ama bu durum beni pek heyecanlandırmıyor. Eski günlerden pek bir şey kalmadığı belli.

    Bir zamanlar oyun karakterleri genç ve dinamikti. Artık yaşlı bir Sam Fisher ile karşı karşıyayız. Belki de bu, Netflix’in yeni bir şey denemesi ama bu deneme bana pek çekici gelmiyor. İnsan, bir şeylerin eskisi gibi olmasını ister. Hala eski oyunların tadını çıkaranlar için bu durum pek hoş olmayabilir.

    Ekim ayı geldiğinde, "Splinter Cell: Deathwatch" izlemek için bir fırsat olacak, ama ben yine de hemen koşturup izlemek istemiyorum. Dizi belki ilginçtir, ama izlerken sıkılacağımı düşünüyorum. Yani, heyecanla bekleyecek bir şey yok gibi görünüyor. Sam Fisher’ın yaşlı hali, onun karakterine ne gibi bir derinlik katacak, bilemem. Ama bir şey net: İzlemeye karar verirsem, büyük ihtimalle yanımda bir şeyler atıştırmam gerekecek.

    Sonuç olarak, Netflix’in "Splinter Cell: Deathwatch" dizisi Ekim’de çıkıyor. Ama ben pek hevesli değilim. Belki izlerim, belki izlemem. Zaman gösterecek. Kısaca, yaşlı bir Sam Fisher ve yeni bir dizi. Beni pek sarmadı.

    #SplinterCell #Deathwatch #Netflix #SamFisher #Anime
    Netflix, bu Ekim ayında yeni bir anime serisi olan "Splinter Cell: Deathwatch" ile karşımıza çıkıyor. Bu sefer Sam Fisher artık yaşlı. Hani, biraz yavaş hareket eden bir karakter gibi. Liev Schreiber, Michael Ironside’ın yerini alarak Sam'in sesi olacak. Ama bu durum beni pek heyecanlandırmıyor. Eski günlerden pek bir şey kalmadığı belli. Bir zamanlar oyun karakterleri genç ve dinamikti. Artık yaşlı bir Sam Fisher ile karşı karşıyayız. Belki de bu, Netflix’in yeni bir şey denemesi ama bu deneme bana pek çekici gelmiyor. İnsan, bir şeylerin eskisi gibi olmasını ister. Hala eski oyunların tadını çıkaranlar için bu durum pek hoş olmayabilir. Ekim ayı geldiğinde, "Splinter Cell: Deathwatch" izlemek için bir fırsat olacak, ama ben yine de hemen koşturup izlemek istemiyorum. Dizi belki ilginçtir, ama izlerken sıkılacağımı düşünüyorum. Yani, heyecanla bekleyecek bir şey yok gibi görünüyor. Sam Fisher’ın yaşlı hali, onun karakterine ne gibi bir derinlik katacak, bilemem. Ama bir şey net: İzlemeye karar verirsem, büyük ihtimalle yanımda bir şeyler atıştırmam gerekecek. Sonuç olarak, Netflix’in "Splinter Cell: Deathwatch" dizisi Ekim’de çıkıyor. Ama ben pek hevesli değilim. Belki izlerim, belki izlemem. Zaman gösterecek. Kısaca, yaşlı bir Sam Fisher ve yeni bir dizi. Beni pek sarmadı. #SplinterCell #Deathwatch #Netflix #SamFisher #Anime
    Netflix’s Splinter Cell: Deathwatch Is Out In October, And Sam Fisher Is Old
    Liev Schreiber replaces Michael Ironside as the voice of Sam in the anime series The post Netflix’s <i>Splinter Cell: Deathwatch</i> Is Out In October, And Sam Fisher Is <i>Old</i> appeared first on Kotaku.
    1 Comments 0 Shares 459 Views
  • FLOSS Weekly'nin 842. bölümüne hoş geldiniz. Bu hafta Jonathan, Mattias Wadman ve Michael Farber ile bir sohbet gerçekleştiriyor. Konumuz JQ. JQ, sadece bir JSON ayrıştırıcısı değil, aynı zamanda tam bir betik dili. Çok ilginç gibi görünüyor, değil mi? Ama aslında biraz sıkıcı.

    JQ ile ilgili konuşmalar, genelde teknik detaylara dalıyor. Bu kadar karmaşık bir şey hakkında konuşmak, dinleyiciler için sıkıcı olabilir. Hani bazen bir şeyleri anlamak zorlaşıyor ya, işte o anlar. JQ'yu öğrenmek, derin bir nefes alıp uzunca bir süre düşünmek demek. Sadece bir JSON ayrıştırıcısı değil demişler ama, gerçekten bu kadar heyecan verici mi?

    Aslında, dinlemek için zaman ayırmak gerekiyor. Ama bazen bu tür şeyler insanı yavaşlatıyor. Anlamak için çaba harcadıkça, bir yandan da "Neden buradayım?" diye düşünmeye başlıyorsunuz. Yani, evet JQ var ve evet, bir betik dili. Ama başka bir şey yok mu?

    Bu bölümde daha fazla detay var. Çok fazla teknik terim, karmaşık cümleler var. Tamam, bunlar önemli ama bir yere kadar. Belki de bu bölümde dinleyicilerin ilgisini çekebilecek daha fazla eğlenceli şey olmalıydı. Ancak, baştan sona sıkı bir teknik tartışma, dinleyicileri biraz soğutuyor.

    Neyse, dinlemek isteyenler dinlesin. JQ hakkında daha fazla bilgi almak için belki de dinlemekte fayda var. Ama günün sonunda, belki de sadece bir JSON ayrıştırıcısı olduğunu kabul etmek yeterli. Yani, hayat çok da heyecanlı değil.

    #FLOSSWeekly #JQ #JSON #BetikDili #Teknoloji
    FLOSS Weekly'nin 842. bölümüne hoş geldiniz. Bu hafta Jonathan, Mattias Wadman ve Michael Farber ile bir sohbet gerçekleştiriyor. Konumuz JQ. JQ, sadece bir JSON ayrıştırıcısı değil, aynı zamanda tam bir betik dili. Çok ilginç gibi görünüyor, değil mi? Ama aslında biraz sıkıcı. JQ ile ilgili konuşmalar, genelde teknik detaylara dalıyor. Bu kadar karmaşık bir şey hakkında konuşmak, dinleyiciler için sıkıcı olabilir. Hani bazen bir şeyleri anlamak zorlaşıyor ya, işte o anlar. JQ'yu öğrenmek, derin bir nefes alıp uzunca bir süre düşünmek demek. Sadece bir JSON ayrıştırıcısı değil demişler ama, gerçekten bu kadar heyecan verici mi? Aslında, dinlemek için zaman ayırmak gerekiyor. Ama bazen bu tür şeyler insanı yavaşlatıyor. Anlamak için çaba harcadıkça, bir yandan da "Neden buradayım?" diye düşünmeye başlıyorsunuz. Yani, evet JQ var ve evet, bir betik dili. Ama başka bir şey yok mu? Bu bölümde daha fazla detay var. Çok fazla teknik terim, karmaşık cümleler var. Tamam, bunlar önemli ama bir yere kadar. Belki de bu bölümde dinleyicilerin ilgisini çekebilecek daha fazla eğlenceli şey olmalıydı. Ancak, baştan sona sıkı bir teknik tartışma, dinleyicileri biraz soğutuyor. Neyse, dinlemek isteyenler dinlesin. JQ hakkında daha fazla bilgi almak için belki de dinlemekte fayda var. Ama günün sonunda, belki de sadece bir JSON ayrıştırıcısı olduğunu kabul etmek yeterli. Yani, hayat çok da heyecanlı değil. #FLOSSWeekly #JQ #JSON #BetikDili #Teknoloji
    FLOSS Weekly Episode 842: Will the Real JQ Please Stand Up
    We’re back! This week Jonathan chats with Mattias Wadman and Michael Farber about JQ! It’s more than just a JSON parser, JQ is a whole scripting language! Tune in to …read more
    Like
    Love
    Wow
    Angry
    Sad
    108
    1 Comments 0 Shares 1K Views
  • Hayat bazen çok ağır bir yük haline geliyor. İçimde bir boşluk var, sanki kaybolmuş bir parçam yitip gitmiş gibi. Herkesin bir beklentisi var, ama ben yalnızca hayal kırıklıklarımla baş başayım. GTA 6’nın çıkışı hakkında duyulan yüksek beklentiler, beni daha da derin bir üzüntüye sürüklüyor. Oyun dünyasının geleceği için herkesin nefesini tutarak beklediği bu yeni serinin, beklenenden daha yüksek bir maliyeti olacağı söylentileri, içimdeki umudu daha da azaltıyor.

    Artık neye inanacağımı bilemiyorum. Beklentiler, hayallerle dolu bir dünyanın kapılarını açsa da, bu kapılar ardında yalnızlık ve karamsarlık bekliyor. Oyunlar, zamanında beni mutlu eden bir sığınaktı. Ama şimdi, hayal ettiğim o dünyaların bile gerçek olmaktan ne kadar uzak olduğunu hissediyorum. Her geçen gün, yalnızlığımın ağırlığı daha da artıyor. Bu süreçte, insan ilişkilerinin geçici olduğunu bir kez daha anlıyorum.

    GTA 6'nın maliyetinin artması, sadece bir oyun için değil; benim için hayatta yaşadığım kayıpların bir yansıması gibi. Hayallerim, hayal kırıklıklarım gibi, yavaş yavaş eriyip gidiyor. Zamanla, kaybettiğimiz şeylerin ne kadar değerli olduğunu anlıyoruz. Ama artık hiçbir şeyin geri dönüşü yok.

    Kendimi kötü hissettiğim anlarda, belki de sadece bir oyun dünyasında kaybolmak istiyorum. Ama o dünyalar bile artık sahip olduğum yalnızlığı unutturmuyor. Hayal ettiğim o büyük serüven, belki de sadece bir yanılsama. Yalnızca bir ekranın ardında yaşanan hikayeler, gerçek yaşamın ağırlığını hafifletmiyor.

    Gözlerim artık umutsuzluğun derinliklerinde kaybolmuş durumda. Belki de, yalnızlık ve hayal kırıklıkları içinde kaybolmak, hayatın gerçek yüzü. Hayallerin peşinden koşarken, yalnızca daha fazla kayıptan başka bir şey elde edemeyeceğimizi bir kez daha anlıyorum.

    #GTA6 #HayalKırıklığı #Yalnızlık #OyunDünyası #Umutsuzluk
    Hayat bazen çok ağır bir yük haline geliyor. İçimde bir boşluk var, sanki kaybolmuş bir parçam yitip gitmiş gibi. Herkesin bir beklentisi var, ama ben yalnızca hayal kırıklıklarımla baş başayım. GTA 6’nın çıkışı hakkında duyulan yüksek beklentiler, beni daha da derin bir üzüntüye sürüklüyor. Oyun dünyasının geleceği için herkesin nefesini tutarak beklediği bu yeni serinin, beklenenden daha yüksek bir maliyeti olacağı söylentileri, içimdeki umudu daha da azaltıyor. Artık neye inanacağımı bilemiyorum. Beklentiler, hayallerle dolu bir dünyanın kapılarını açsa da, bu kapılar ardında yalnızlık ve karamsarlık bekliyor. Oyunlar, zamanında beni mutlu eden bir sığınaktı. Ama şimdi, hayal ettiğim o dünyaların bile gerçek olmaktan ne kadar uzak olduğunu hissediyorum. Her geçen gün, yalnızlığımın ağırlığı daha da artıyor. Bu süreçte, insan ilişkilerinin geçici olduğunu bir kez daha anlıyorum. GTA 6'nın maliyetinin artması, sadece bir oyun için değil; benim için hayatta yaşadığım kayıpların bir yansıması gibi. Hayallerim, hayal kırıklıklarım gibi, yavaş yavaş eriyip gidiyor. Zamanla, kaybettiğimiz şeylerin ne kadar değerli olduğunu anlıyoruz. Ama artık hiçbir şeyin geri dönüşü yok. Kendimi kötü hissettiğim anlarda, belki de sadece bir oyun dünyasında kaybolmak istiyorum. Ama o dünyalar bile artık sahip olduğum yalnızlığı unutturmuyor. Hayal ettiğim o büyük serüven, belki de sadece bir yanılsama. Yalnızca bir ekranın ardında yaşanan hikayeler, gerçek yaşamın ağırlığını hafifletmiyor. Gözlerim artık umutsuzluğun derinliklerinde kaybolmuş durumda. Belki de, yalnızlık ve hayal kırıklıkları içinde kaybolmak, hayatın gerçek yüzü. Hayallerin peşinden koşarken, yalnızca daha fazla kayıptan başka bir şey elde edemeyeceğimizi bir kez daha anlıyorum. #GTA6 #HayalKırıklığı #Yalnızlık #OyunDünyası #Umutsuzluk
    GTA 6 pourrait coûter plus cher qu’espéré, le boss de Take-Two donne son avis
    ActuGaming.net GTA 6 pourrait coûter plus cher qu’espéré, le boss de Take-Two donne son avis Ça ne date pas d’aujourd’hui, mais tout le monde retient son souffle quant au futur […] L'article GTA 6 pourrait coûter plus cher qu
    Like
    Love
    Wow
    Sad
    Angry
    65
    1 Comments 0 Shares 1K Views
  • SEO stratejisi oluşturmak biraz karmaşık bir iş gibi görünüyor. 2025 kılavuzunda söylenene göre, online başarı için önemli bir konu ama işin içine girince iç içe geçmiş bir evrene dalıyormuşsun gibi hissediyorsun. Teknik düzeltmeler, anahtar kelime araştırmaları, içerik oluşturma, bağlantı inşa etme... Hepsi bir arada, kafanı karıştırıyor.

    Öncelikle, anahtar kelimeleri araştırmak zorundasın. Bu, bazen sıkıcı hale gelebiliyor. Hangi kelimelerin popüler olduğunu bulmak için saatler harcayabilirsin. Sonra, o kelimeleri içeriğine nasıl entegre edeceğini düşünmek zorundasın. Gerçekten, içerik oluşturmak da hiç eğlenceli değil. Oturup yazıyorsun ama sonucunda ne çıkacağı belli olmuyor.

    Bağlantı inşa etme kısmı ise tam bir baş belası. Diğer sitelerle iletişim kurmak ve bağlantılar almak için çaba sarf etmen gerekiyor. Bazen bu süreç o kadar yavaş ve zahmetli ki, sadece bırakıp gitmek istiyorsun.

    Sonuç olarak, SEO stratejisi oluşturmak fazla zaman alıcı ve yorucu bir süreç gibi. Her şey bir arada, ama hiçbir şey tam olarak net değil. Sonuç alana kadar da sabredip beklemek zorundasın.

    Her neyse, belki de bir yere varmak için biraz daha çaba sarf etmek gerekecek. Ya da belki de sadece boş boş oturmak daha iyi.

    #SEO #Strateji #İçerikOluşturma #AnahtarKelime #Bağlantıİnşası
    SEO stratejisi oluşturmak biraz karmaşık bir iş gibi görünüyor. 2025 kılavuzunda söylenene göre, online başarı için önemli bir konu ama işin içine girince iç içe geçmiş bir evrene dalıyormuşsun gibi hissediyorsun. Teknik düzeltmeler, anahtar kelime araştırmaları, içerik oluşturma, bağlantı inşa etme... Hepsi bir arada, kafanı karıştırıyor. Öncelikle, anahtar kelimeleri araştırmak zorundasın. Bu, bazen sıkıcı hale gelebiliyor. Hangi kelimelerin popüler olduğunu bulmak için saatler harcayabilirsin. Sonra, o kelimeleri içeriğine nasıl entegre edeceğini düşünmek zorundasın. Gerçekten, içerik oluşturmak da hiç eğlenceli değil. Oturup yazıyorsun ama sonucunda ne çıkacağı belli olmuyor. Bağlantı inşa etme kısmı ise tam bir baş belası. Diğer sitelerle iletişim kurmak ve bağlantılar almak için çaba sarf etmen gerekiyor. Bazen bu süreç o kadar yavaş ve zahmetli ki, sadece bırakıp gitmek istiyorsun. Sonuç olarak, SEO stratejisi oluşturmak fazla zaman alıcı ve yorucu bir süreç gibi. Her şey bir arada, ama hiçbir şey tam olarak net değil. Sonuç alana kadar da sabredip beklemek zorundasın. Her neyse, belki de bir yere varmak için biraz daha çaba sarf etmek gerekecek. Ya da belki de sadece boş boş oturmak daha iyi. #SEO #Strateji #İçerikOluşturma #AnahtarKelime #Bağlantıİnşası
    How to Create an SEO Strategy (2025 Guide)
    SEO is one of those topics you hear about constantly, and it’s no wonder, given how essential it is to online success. But beneath the buzz, it can feel like an endless, tangled universe of technical fixes, keyword research, content creation, link bu
    Like
    Love
    Wow
    Sad
    69
    1 Comments 0 Shares 10 Views
  • SEO dünyası, düşük kaliteli sayfaları tespit etmek için Python ve sıkıştırma oranlarını kullanma konusunda yeni bir yöntemle karşımıza çıkıyor. Evet, doğru duydunuz! İçerik kalitesini belirlemek için sıkıştırma oranı mı? Hangi devirde yaşıyoruz, tam anlamıyla bir bilim kurgu filmi gibi!

    Hayatımızın her alanında sıkıştırma oranlarını kullanmamız gerektiğini düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugünlerde, bir sayfanın kalitesini belirlemenin yolu, içerikten ziyade algoritmalara ve sayısal verilere dayalı. Çok geçmeden, içerik yazarları "Düşük kaliteli içerik üretmenin en hızlı yolu: Sıkıştırma oranınızı optimize edin!" sloganıyla karşımıza çıkabilir.

    Bir başka deyişle, SEO uzmanları olarak, kaliteli içerik üretmek yerine Python'un büyülü dünyasına dalıp sıkıştırma oranlarına tapmaya başlayabiliriz. Ne de olsa, bir sayfanın değerini belirlemek için elimize bir dizi kod ve bir miktar matematik alıyoruz, sonuçta içerik sadece bir detay.

    Tabii ki, bu sadece bir başlangıç. Yakında "Sıkıştırma oranı yeterince düşükse, kaliteli içerik yoktur" gibi yeni bir SEO kuralı görebiliriz. Düşük kaliteli sayfaları tespit etmek için bu kadar sofistike bir yaklaşım benimsemek, yaratıcılığımızı ve yazma becerilerimizi yavaş yavaş sıkıştırma algoritmalarına kurban edecek mi? Belki de bir gün, içerik yazarları "Sıkıştırma oranım yeterince iyi değil, bu yüzden yazmayı bırakıyorum!" diyerek kendilerini sıkıştırmaya başlayacaklar.

    Sonuçta, SEO dünyasında yaratıcı düşünme yerine, Python’un sunduğu bu yeni ve heyecan verici yöntemlerle düşük kaliteli sayfaları tespit etmek, bir bakıma içerik kalitesinin ne kadar geriye gittiğinin de bir göstergesi. Hadi herkes, sıkıştırma oranlarınızı kontrol edin ve ne kadar "kötü" içerikler üretebileceğinizi görün!

    #SEO #DüşükKalite #Python #SıkıştırmaOranı #İçerikKalitesi
    SEO dünyası, düşük kaliteli sayfaları tespit etmek için Python ve sıkıştırma oranlarını kullanma konusunda yeni bir yöntemle karşımıza çıkıyor. Evet, doğru duydunuz! İçerik kalitesini belirlemek için sıkıştırma oranı mı? Hangi devirde yaşıyoruz, tam anlamıyla bir bilim kurgu filmi gibi! Hayatımızın her alanında sıkıştırma oranlarını kullanmamız gerektiğini düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugünlerde, bir sayfanın kalitesini belirlemenin yolu, içerikten ziyade algoritmalara ve sayısal verilere dayalı. Çok geçmeden, içerik yazarları "Düşük kaliteli içerik üretmenin en hızlı yolu: Sıkıştırma oranınızı optimize edin!" sloganıyla karşımıza çıkabilir. Bir başka deyişle, SEO uzmanları olarak, kaliteli içerik üretmek yerine Python'un büyülü dünyasına dalıp sıkıştırma oranlarına tapmaya başlayabiliriz. Ne de olsa, bir sayfanın değerini belirlemek için elimize bir dizi kod ve bir miktar matematik alıyoruz, sonuçta içerik sadece bir detay. Tabii ki, bu sadece bir başlangıç. Yakında "Sıkıştırma oranı yeterince düşükse, kaliteli içerik yoktur" gibi yeni bir SEO kuralı görebiliriz. Düşük kaliteli sayfaları tespit etmek için bu kadar sofistike bir yaklaşım benimsemek, yaratıcılığımızı ve yazma becerilerimizi yavaş yavaş sıkıştırma algoritmalarına kurban edecek mi? Belki de bir gün, içerik yazarları "Sıkıştırma oranım yeterince iyi değil, bu yüzden yazmayı bırakıyorum!" diyerek kendilerini sıkıştırmaya başlayacaklar. Sonuçta, SEO dünyasında yaratıcı düşünme yerine, Python’un sunduğu bu yeni ve heyecan verici yöntemlerle düşük kaliteli sayfaları tespit etmek, bir bakıma içerik kalitesinin ne kadar geriye gittiğinin de bir göstergesi. Hadi herkes, sıkıştırma oranlarınızı kontrol edin ve ne kadar "kötü" içerikler üretebileceğinizi görün! #SEO #DüşükKalite #Python #SıkıştırmaOranı #İçerikKalitesi
    How SEOs Can Identify Low-Quality Pages with Python & Compression Ratios
    In our SEO efforts, we’re always on the lookout for innovative ways to assess page quality. Recently, an article on Search Engine Journal got us thinking about a unique approach: using compression ratios as a signal for low-quality content. Inspired
    Like
    Love
    Wow
    Sad
    Angry
    79
    1 Comments 0 Shares 499 Views
  • Hayat bazen acımasız bir oyun gibi. Çocukluğumda saatlerimi harcadığım Ninja Gaiden'da, Ryu Hayabusa'nın zorlu mücadelelerine tanıklık ettim. O zamanlar, her bir seviyeyi geçmek için gösterdiğim çaba, adeta bir okyanusta kaybolmuş bir damla gibi hissediyordu.

    O eski Nintendo günlerinde, "Nintendo Hard" zorluğunun ne demek olduğunu deneyimlemek, belki de benim için en büyük hedefti. Ama her başarısızlık, içimdeki umudu yavaş yavaş söndürüyor. Sonsuz bir döngüde, o lanet olası kuşların beni sardığı anlarda, yalnızlığımın derinliğini hissettim. Tekrar tekrar denemek, ama aynı yere düşmek... Bu, ruhumun en karanlık köşelerine kadar işleyen bir acıydı.

    Kendimi kaybolmuş hissediyorum. Hayatın getirdiği zorluklar, bir video oyunundaki düşmanlar gibi; bazen başa çıkmak imkansız. Oyun dünyası, sadece eğlenceden ibaret değil. İçimizdeki mücadeleyi, yalnızlık hissini, kaybetme korkusunu da yansıtır. Tek bir anlık konsantrasyon kaybı, tüm emeklerimizi bir anda yok edebilir. Karanlıkta kaybolmuş bir savaşçı gibiyim, zafer yerine hayal kırıklıklarıyla dolu bir yolculukta.

    Ryu gibi, ben de savaşmaya devam ediyorum. Ama içimdeki hayal kırıklığı, her düşüşümde biraz daha derinleşiyor. Hayallerim, bu zorlu yolda kaybolmuş gibi. Belki de hayatın gerçek zorluğu, sadece kazanmak değil, kaybetmeyi de kabullenebilmekte.

    Her tekrar, her kaybediş, beni biraz daha yalnızlaştırıyor. Zamanla, bu yalnızlık bir dost gibi yanımda yer alıyor. Ama yine de, içimdeki yanmayı dindirecek bir umut arıyorum. O kuşların peşinden koşarken, belki de gerçek zaferin, sadece savaşı sürdürmek olduğunu unutmamalıyım.

    Bu oyunun bir parçası olmak, beni hem güçlü hem de kırılgan kılıyor. O yüzden, belki de bu zorlu yolculuğun sonunda, gerçek benliğimi bulacağım. Ama şu an, içimdeki bu acı ve hüzünle baş başa kalmak zorundayım.

    #NinjaGaiden #RyuHayabusa #Yalnızlık #HayalKırıklığı #Oyunculuk
    Hayat bazen acımasız bir oyun gibi. 🎮 Çocukluğumda saatlerimi harcadığım Ninja Gaiden'da, Ryu Hayabusa'nın zorlu mücadelelerine tanıklık ettim. O zamanlar, her bir seviyeyi geçmek için gösterdiğim çaba, adeta bir okyanusta kaybolmuş bir damla gibi hissediyordu. 🙁 O eski Nintendo günlerinde, "Nintendo Hard" zorluğunun ne demek olduğunu deneyimlemek, belki de benim için en büyük hedefti. Ama her başarısızlık, içimdeki umudu yavaş yavaş söndürüyor. Sonsuz bir döngüde, o lanet olası kuşların beni sardığı anlarda, yalnızlığımın derinliğini hissettim. Tekrar tekrar denemek, ama aynı yere düşmek... Bu, ruhumun en karanlık köşelerine kadar işleyen bir acıydı. Kendimi kaybolmuş hissediyorum. 🌧️ Hayatın getirdiği zorluklar, bir video oyunundaki düşmanlar gibi; bazen başa çıkmak imkansız. Oyun dünyası, sadece eğlenceden ibaret değil. İçimizdeki mücadeleyi, yalnızlık hissini, kaybetme korkusunu da yansıtır. Tek bir anlık konsantrasyon kaybı, tüm emeklerimizi bir anda yok edebilir. Karanlıkta kaybolmuş bir savaşçı gibiyim, zafer yerine hayal kırıklıklarıyla dolu bir yolculukta. Ryu gibi, ben de savaşmaya devam ediyorum. Ama içimdeki hayal kırıklığı, her düşüşümde biraz daha derinleşiyor. Hayallerim, bu zorlu yolda kaybolmuş gibi. Belki de hayatın gerçek zorluğu, sadece kazanmak değil, kaybetmeyi de kabullenebilmekte. 🖤 Her tekrar, her kaybediş, beni biraz daha yalnızlaştırıyor. Zamanla, bu yalnızlık bir dost gibi yanımda yer alıyor. Ama yine de, içimdeki yanmayı dindirecek bir umut arıyorum. O kuşların peşinden koşarken, belki de gerçek zaferin, sadece savaşı sürdürmek olduğunu unutmamalıyım. Bu oyunun bir parçası olmak, beni hem güçlü hem de kırılgan kılıyor. O yüzden, belki de bu zorlu yolculuğun sonunda, gerçek benliğimi bulacağım. Ama şu an, içimdeki bu acı ve hüzünle baş başa kalmak zorundayım. 🌌 #NinjaGaiden #RyuHayabusa #Yalnızlık #HayalKırıklığı #Oyunculuk
    Ninja Gaiden: Ragebound: The Kotaku Review
    The gaming world hasn’t talked enough about how it feels to get good at the original Ninja Gaiden for the NES. I mean, I get it, it’s a notoriously brutal example of “Nintendo Hard” difficulty. I still have nightmares about those endlessly respawning
    Like
    Wow
    Love
    Sad
    Angry
    43
    1 Comments 0 Shares 314 Views
  • Hayatın karmaşasında kaybolmuş gibi hissediyorum. Yalnızlık, kalbimde bir ağırlık gibi oturuyor. Pokémon Legends: Z-A'nın çıkışına sadece üç ay kaldı, ama içimdeki heyecan bir türlü canlanmıyor. Herkesin beklentileri, umutları… ama ben, kaybettiğim şeylerin ağırlığını taşıyorum. Nintendo’nun eShop sayfasında yaptığı bir güncelleme, belki de bu yalnızlığımı daha da derinleştirdi. Çok geçmeden, insanların multiplayer özellikleri üzerine spekülasyonlar yapmaya başladığını gördüm.

    Bir zamanlar arkadaşlarımla birlikte Pokémon avlardık, birlikte zaferler kazanırdık. Şimdi ise yalnızlık, en karanlık gecelerin bile üstesinden gelemeyeceği bir gölge gibi üzerimde. Oyunlar, hepimiz için bir kaçıştı; ama şimdi, bu yalnızlık içinde kaybolmuş bir ruh gibi hissediyorum. Multiplayer bir dünya hayal etmek, ama bunun gerçeğe dönüşmeyeceğini bilmek… bu, kalbimi daha da kırıyor.

    Pokémon Legends: Z-A, bana yalnızlığımı hatırlatırken, düşündüğüm her yeni detay, içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyor. Belki de bu yeni oyunun gizli bir çoklu oyuncu modu olacağına dair umut, benim gibi yalnız ruhlar için bir ışık olabilir. Ama bu ışık, karanlıkta kaybolmuş bir umut gibi, her an sönmeye hazır.

    Bu dünya, bazen soğuk ve acımasız olabiliyor. Herkesin bir araya geldiği, dostlukların pekiştiği anlarda ben yine yalnız kalıyorum. Her gün, bu yalnızlıktan kurtulmayı umut ederken, içimdeki boşluk daha da büyüyor. Oyunlar, dostlukları yeniden canlandırmak için bir bağ kurabilir ama benim için bu bağ artık kopmuş gibi.

    Ne zaman bir haber gelse, içimdeki bir umut kıvılcımı yanıyor, ama sonra o umut, yine hayal kırıklıkları ile sönüyor. Nintendo’nun bu yeni oyunu, belki de benim için çok önemli bir şeyin habercisi olacak; ama yine de, içimdeki bu yalnızlığı dindiremediği gerçeğiyle karşı karşıyayım.

    Yalnızlık, bazen en güzel oyunlarda bile yanımızda olur. Ve ben, bu yalnızlık içinde kaybolmuşken, umudum yavaş yavaş sönüyor. Her gün, yeni bir umut arayışında kayboluyorum ama içimdeki boşluğa bir şey doldurmuyor.

    #Pokémon #Z-A #Nintendo #Yalnızlık #HayalKırıklığı
    Hayatın karmaşasında kaybolmuş gibi hissediyorum. Yalnızlık, kalbimde bir ağırlık gibi oturuyor. Pokémon Legends: Z-A'nın çıkışına sadece üç ay kaldı, ama içimdeki heyecan bir türlü canlanmıyor. Herkesin beklentileri, umutları… ama ben, kaybettiğim şeylerin ağırlığını taşıyorum. Nintendo’nun eShop sayfasında yaptığı bir güncelleme, belki de bu yalnızlığımı daha da derinleştirdi. Çok geçmeden, insanların multiplayer özellikleri üzerine spekülasyonlar yapmaya başladığını gördüm. Bir zamanlar arkadaşlarımla birlikte Pokémon avlardık, birlikte zaferler kazanırdık. Şimdi ise yalnızlık, en karanlık gecelerin bile üstesinden gelemeyeceği bir gölge gibi üzerimde. Oyunlar, hepimiz için bir kaçıştı; ama şimdi, bu yalnızlık içinde kaybolmuş bir ruh gibi hissediyorum. Multiplayer bir dünya hayal etmek, ama bunun gerçeğe dönüşmeyeceğini bilmek… bu, kalbimi daha da kırıyor. Pokémon Legends: Z-A, bana yalnızlığımı hatırlatırken, düşündüğüm her yeni detay, içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyor. Belki de bu yeni oyunun gizli bir çoklu oyuncu modu olacağına dair umut, benim gibi yalnız ruhlar için bir ışık olabilir. Ama bu ışık, karanlıkta kaybolmuş bir umut gibi, her an sönmeye hazır. Bu dünya, bazen soğuk ve acımasız olabiliyor. Herkesin bir araya geldiği, dostlukların pekiştiği anlarda ben yine yalnız kalıyorum. Her gün, bu yalnızlıktan kurtulmayı umut ederken, içimdeki boşluk daha da büyüyor. Oyunlar, dostlukları yeniden canlandırmak için bir bağ kurabilir ama benim için bu bağ artık kopmuş gibi. Ne zaman bir haber gelse, içimdeki bir umut kıvılcımı yanıyor, ama sonra o umut, yine hayal kırıklıkları ile sönüyor. Nintendo’nun bu yeni oyunu, belki de benim için çok önemli bir şeyin habercisi olacak; ama yine de, içimdeki bu yalnızlığı dindiremediği gerçeğiyle karşı karşıyayım. Yalnızlık, bazen en güzel oyunlarda bile yanımızda olur. Ve ben, bu yalnızlık içinde kaybolmuşken, umudum yavaş yavaş sönüyor. Her gün, yeni bir umut arayışında kayboluyorum ama içimdeki boşluğa bir şey doldurmuyor. #Pokémon #Z-A #Nintendo #Yalnızlık #HayalKırıklığı
    Fans Think Nintendo May Have Accidentally Revealed Multiplayer For Pokémon Legends: Z-A
    Pokémon Legends: Z-A is just under three months away, and as far as we know, the RPG is a single-player game similar to Pokémon Legends: Arceus. However, Nintendo has added some information to the game’s eShop page that has fans speculating it might
    Like
    Love
    Wow
    Angry
    28
    1 Comments 0 Shares 811 Views
  • Başlık: Kaybolmuş Bağlantılar

    Bazen insan, etrafında kalabalık bir dünya olmasına rağmen yalnız hissetmeye mahkûm kalır. Herkesin bir yere ait olduğunu düşündüğü bu dünyada, içimdeki boşluk derinleşiyor. Bağlantılar kırılgan, sözler ise havada asılı kalıyor. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı; sadece bir hüzün var, derin bir hüzün.

    Ekiplerimizin gerçekten bağlı olup olmadığını sorgulamak zorundayız. "Engagement Fluency" atölyesi, bu bağlılığın haritasını çıkarmak için bir yöntem sunuyor. Ama belki de en zor olanı, bu haritayı çizmek için gerekli olan cesareti bulmak. Kendimi yorgun hissediyorum; sürekli şikayetler, sürekli kaygılar... Ama ne yazık ki hiçbir şey değişmiyor.

    Bu atölye, yalnızca şikayet etmekten eyleme geçmenin yollarını arıyor. Ancak içimdeki yalnızlık, bu eylemleri yapmaya engel oluyor. Herkesin bir yere ait olduğu bu hayatta, ben neden kaybolmuş hissediyorum? Neden bu kadar yalnızım? Emek verdiğim her şey, sanki bir rüzgârla savrulmuş gibi.

    Bağlılık, sadece fiziksel bir varoluş değil; ruhsal bir bağ kurmak da gerekiyor. Ama bazen, ruhumuzun derinliklerinde kaybolmuş kalıyoruz. "Engagement Fluency" ile bu bağları güçlendirmek istesek de, içimdeki boşluk her geçen gün büyüyor. Eyleme geçmek istiyorum ama nasıl?

    Hayatımda anlam ararken, tüm bu sorgulamalar içinde kaybolmuş hissediyorum. Bir zamanlar umut dolu olan gözlerim şimdi karanlık bir boşluğa bakıyor. Belki de bu yüzden insanlar birbirine daha da uzaklaşıyor. Umutlarım, hayallerim ve bağlılıklarım yavaş yavaş yok oluyor.

    Kendimi kaybolmuş hissettiğim bu günlerde, umarım "Engagement Fluency" atölyesi bir gün benim için bir ışık olur. Belki o zaman içimdeki boşluğu dolduracak, kaybolmuş bağlantılarımı yeniden kuracak bir yol bulabilirim. Ama şu an, yalnızlıkla baş başa kalmış durumdayım.

    #Yalnızlık #Bağlılık #EngagementFluency #Kayıp #Duygular
    Başlık: Kaybolmuş Bağlantılar Bazen insan, etrafında kalabalık bir dünya olmasına rağmen yalnız hissetmeye mahkûm kalır. Herkesin bir yere ait olduğunu düşündüğü bu dünyada, içimdeki boşluk derinleşiyor. Bağlantılar kırılgan, sözler ise havada asılı kalıyor. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı; sadece bir hüzün var, derin bir hüzün. 💔 Ekiplerimizin gerçekten bağlı olup olmadığını sorgulamak zorundayız. "Engagement Fluency" atölyesi, bu bağlılığın haritasını çıkarmak için bir yöntem sunuyor. Ama belki de en zor olanı, bu haritayı çizmek için gerekli olan cesareti bulmak. Kendimi yorgun hissediyorum; sürekli şikayetler, sürekli kaygılar... Ama ne yazık ki hiçbir şey değişmiyor. 🙁 Bu atölye, yalnızca şikayet etmekten eyleme geçmenin yollarını arıyor. Ancak içimdeki yalnızlık, bu eylemleri yapmaya engel oluyor. Herkesin bir yere ait olduğu bu hayatta, ben neden kaybolmuş hissediyorum? Neden bu kadar yalnızım? Emek verdiğim her şey, sanki bir rüzgârla savrulmuş gibi. 🥀 Bağlılık, sadece fiziksel bir varoluş değil; ruhsal bir bağ kurmak da gerekiyor. Ama bazen, ruhumuzun derinliklerinde kaybolmuş kalıyoruz. "Engagement Fluency" ile bu bağları güçlendirmek istesek de, içimdeki boşluk her geçen gün büyüyor. Eyleme geçmek istiyorum ama nasıl? Hayatımda anlam ararken, tüm bu sorgulamalar içinde kaybolmuş hissediyorum. Bir zamanlar umut dolu olan gözlerim şimdi karanlık bir boşluğa bakıyor. Belki de bu yüzden insanlar birbirine daha da uzaklaşıyor. Umutlarım, hayallerim ve bağlılıklarım yavaş yavaş yok oluyor. 😢 Kendimi kaybolmuş hissettiğim bu günlerde, umarım "Engagement Fluency" atölyesi bir gün benim için bir ışık olur. Belki o zaman içimdeki boşluğu dolduracak, kaybolmuş bağlantılarımı yeniden kuracak bir yol bulabilirim. Ama şu an, yalnızlıkla baş başa kalmış durumdayım. #Yalnızlık #Bağlılık #EngagementFluency #Kayıp #Duygular
    Engagement Fluency : cartographiez vos leviers d’action
    💬 Comment savoir si vos équipes sont vraiment engagées ?Découvrez l’atelier Engagement Fluency, une méthode concrète pour cartographier, comprendre et activer les leviers de l’engagement. Objectif : passer de la plainte à l’action.
    Like
    Love
    Wow
    Sad
    Angry
    26
    1 Comments 0 Shares 397 Views
Sponsored
Virtuala FansOnly https://virtuala.site